Foto Galeri
Site İçi Arama
Çok Okunanlar
Link Bankası
Yorumlar
Piyasalar
DOLAR
3,9325
EURO
4,6364
IMKB
0.00
Hava Durumu
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Abdullah AYDIN
TORBADAN ZORBAYA
07 Kasım 2017 Salı 10:50

 

Abdaydin53@outlook.com

 

Bırakın Köy, Kent, ülke örgütlenmesini, Aşiret, Tarikat ve yasa dışı çete örgütlenmelerinde bile meclis görevini yapan iç kurumlar vardır. İşlem ve eylemlerinin çoğu alanlarında, uygulamaları için danışarak, tartışarak karar alırlar ve uygulama alanına aktarırlar.

 

Her meclis ve komite mutlak doğru karar alıyor diyemeyiz. Hayat ve çalışma şartları içinde aldıkları kararlar, iç bünye itibariyle kabul görebilir, mensuplarınca doğrulanabilir. Ama kendilerince doğrulanan bu kararlar, ülke, toplum, birey ve insanlık için yararlı işlevler içermediği gibi, zararına ve aleyhine de olabilir.  

 

Demokrasileri diğer yönetim ve sistemlerden ayıran belirleyici özellik, fikirlerin ve uygulamaların, toplumların özgür iradeleriyle oluşturdukları kurumlardaki tartışmalar sonunda oluşacak ortak zeminde şekillendirilip, yasalaşmaya ve uygulamaya sokulmasıdır.

 

Her ne kadar, hiç hatasız mükemmel bir idari sistem henüz bulunamamış olsa da, mevcutlar içinde elle tutulabilecek rejim, Hukuku esas alan, sosyal yapıya sahip Demokrasi temelli sistemlerdir. Cumhuriyetin ilânından beri, Demokratik sistemi oluşturma ve yürütme konusunda yoğun çabalarımız olmasına rağmen, henüz gerçek bir Hukuk Devletini ve gerçek bir demokrasiyi oluşturduğumuz söylenemez.

 

Türkiye son on yıldır Demokratik değerlerinden ve ekonomik bağımsızlık ilkelerinden hızla uzaklaşıyor. Kamunun elinde neredeyse hiçbir üretim aracı kalmadı. Günümüz sömürge imparatorluklarının propaganda ve ekonomik kuşatmaları altında, ‘Liberal Ekonomi (Serbest piyasa ekonomisi)’ sevdasına tutulan ülkemizin yönetenleri, Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin hareket dinamiği olan ‘Bağımsızlık’ ilkesini kaybetti. Serbest piyasa ekonomisinin ‘gücü yeten yetene’ felsefesinin amacı, yöneticilerimizce de, milletimizce de gerçek anlamıyla anlaşılamadı ve birçok değerimizi kaybetmemize neden oldu.

 

Bu yanlışlar sonunda, bağımsızlığın temel öğelerinden biri olan Ekonomi toz duman oldu… Devlet ihaleleri yandaş adreslere havale… Taşeron işçilik iktidar müteahhitlerinin sembol uygulamaları ve ikinci bir kazanç kapıları… Kamuda işe alımlar her hali ile şüpheli ve şaibeli (Özellikle yerel yönetimlerde)…

 

Ülke yönetim ve gelişimindeki bozuklukları tamir edecek, ortadan kaldıracak kurum kim? Tarladaki çiftçi mi? Fabrikadaki işçi mi? Dairedeki küçük Memur mu? Esnaf mı? Yoksa boş gezmek zorunda bırakılan işsiz insanlarımız mı? Yeterli eğitim alamayan gençlerimiz mi? Bunların elbette katkısı olacaktır, ama baş sorumlu TBBM ve Hükümet edenlerdir.

 

TBMM’nin gerçek kimliği deforme edildi. Tam özgür irademizle seçmesek de, seçtiğimizi sandığımız Milletvekillerinin Meclis kürsüsünde konuşmaları bile engellendi… Belediyelerde halkın iradesi yok sayılmaya başlandı… Cumhurbaşkanlığı makamı ve görevi siyasileşti ve partileşti. Cumhurbaşkanı bu şekil ve söylemleri ile tüm ulusu temsil eder konumdan çıktı. Nitekim söylemlerinde ‘biz-hepimiz yerine’, ‘biz ve onlar’ diyerek taraflılaşıyor.

 

Meclis ve Milletvekilleri iyice işlevsizleştirildi. Demokrasinin gereği olan çoğulculuk yerine, çoğunluk hegemonyası meclisi ablukaya almış durumda. Muhalefet Parti guruplarının ve milletvekillerinin verdikleri önerilerin hiçbiri kabul görmüyor. 

 

Muhalefet Partileri ve Milletvekillerinin varlığı ve fikirleri yok hükmünde sayılırken, İktidardaki AKP Milletvekilleri Taşeron işçisi durumuna düşürülmüş gibi. Özgür iradelerini ve Milletvekillerine tanınan yasama haklarını kullanamıyorlar, bir yerlerden verilen emirleri yasalaştırmak için parmak kaldırıyorlar.

 

‘Yüce Meclis, Gazi Meclis’ gibi tanımlamalarla onurlandırılmaya çalışılan TBMM, ne yazık ki iç işleyişine getirilen ve uygulanan yöntemlerle bloke ediliyor ve kısırlaştırılıyor.

 

AKP iktidarının icatlarından biri de ‘Torba Yasa’ denen hilkat garibesi uygulama. Birbiri ile alâkası olmayan, hatta birbirlerini izale eden yasa tasarıları aynı torbaya doldurularak oylattırılıyor. Torbanın genel oylamasında, torba içindeki yasaların kimine evet, kimine hayır diyen Milletvekilleri, genel oylamada hayır dediği yasa önerisine evet, evet dediği yasa önerisine hayır demek zorunda kalabiliyor. İktidar Milletvekilleri için sorun yok; çünkü doğru da olsa, yanlış da olsa verilen emrin gereğini yapmak zorundalar. Muhalefet Milletvekilleri ise çaresiz, şaşkın ve işlevsiz kalıyorlar.

 

İçişleri Bakanı buyuruyor ki; “bundan sonra yolsuzluk yapanın gözünün yaşına bakılmayacak”. Geçmişte iş becerenlerin gözü aydın; bu sözle ibra edilmiş oluyorlar. Nasıl olsa yasalar bundan sonra işleyecek miş!

 

AKP’nin Yasa yapma yöntemi, yönetsel kimi uygulamalar ve yetkililerin ağzından çıkan sözler, Demokrasinin ve Hukukun hiçbir yerine sığmıyor. Türkiye, Demokrasi, Hukuk ve özgürlüklerden hızla uzaklaşıyor. İnsan hakları kenara itilmiş durumda. Bu torba anlayışlı yönetiminden çağdaş bir yönetim ve Demokrasi çıkmaz. Çıksa çıksa zorba bir anlayış ve yönetim çıkar! 07/11/2017

 
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÖZEL HABER
Video Haber
Yazarlar
Nevzat AKATA
GünayDın
Abdullah AYDIN
Doç. Dr. Birol ERTAN
Mithat Baş
Adnan YILDIZ
Röportaj
Haftanın Haberi