Foto Galeri
Site İçi Arama
Çok Okunanlar
Link Bankası
Yorumlar
Piyasalar
DOLAR
3,8713
EURO
4,5671
IMKB
0.00
Hava Durumu
Nazım'ı Unutmak Mümkün mü...
Bulut mu olsam, gemi mi yoksa, balık mı olsam, yosun mu yoksa?.. Ne o, ne o, ne o. Deniz olunmalı, oğlum, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
03 Haziran 2012 Pazar 07:28

 


Nâzım Hikmet Ran

Doğum; 15 Kasım 1901

Nüfusta kaydı 15 Ocak 1902, Selanik

Ölüm. 3 Haziran 1963, Moskova

Türk şair ve oyun yazarı.

Lakabı "Güzel Yüzlü Şair" veya "Mavi Gözlü Dev"dir.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim adını da kullandığı olmuştur.

Hatta İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır.

Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyıl'ın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anılmıştır.

Eserleri birçok dile çevrilmiştir.  Mezarı halen Moskova'da bulunmaktadır.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanmıştır.
Eserleri birçok ödül almıştır. Türkiye'deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha sonra Moskova'ya gitmiştir. 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarılmış, 2009 yılında geri alınmıştır.
Nazım Hikmet,1938'de cezaevine girmiş ve şiirleri yasaklanmıştır. Türkiye'de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965'te şiirleriyle yeniden önem kazanmıştır.

(Wikipedi den alınmıştır)


OTOBİYOGRAFİ 
  

1902'de doğdum 
doğduğum şehre dönmedim bir daha 
geriye dönmeyi sevmem 
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim 
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği 
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu 
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir 
                                               ben ayrılıkların 
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını 
                                               ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de 
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler 
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini 
                                                            verdiler de 
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu 
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de 
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni 
                                            sökmedi 
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün 
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım 
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile 
aldattım kadınlarımı 
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım 
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim 
yalan söyledim başkasını üzmemek için 
              ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile 
çoğunluk binemiyor 
operaya gittim 
            çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın 
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri 
            camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye 
            ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır 
            Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha 
yakalanmam da şart değil 
başbakan filân olacağım yok 
meraklısı da değilim bu işin 
bir de harbe girmedim 
sığınaklara da inmedim gece yarıları 
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında 
ama sevdalandım altmışıma yakın 
sözün kısası yoldaşlar 
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da 
                                           insanca yaşadım diyebilirim 
ve daha ne kadar yaşarım 
                             başımdan neler geçer daha 
                                                                kim bilir.                                                                  11 Eylül 1961 / Doğu Berlin. 


İşte geldik gidiyoruz 
hoşça kal kardeşim deniz 
biraz çakılından aldık 
biraz da masmavi tuzundan 
sonsuzluğundan da biraz 
ışığından da birazcık 
birazcık da kederinden 
bir şeyler anlattın bize 
denizliğin kaderinden 
biraz daha umutluyuz 
biraz daha adam olduk 
işte geldik gidiyoruz 
hoşça kal kardeşim deniz                                                 27 Eylül, Pitsunda, 1958


hoş geldin bebek 
yaşama sırası sende 
senin yolunu gözlüyor kuşpalazı boğmaca kara çiçek sıtma 
            ince hastalık yürek enfarktı kanser filan 
işsizlik açlık filan 
tiren kazası otobüs kazası uçak kazası iş kazası yer depremi sel baskını 
            kuraklık falan 
karasevda ayyaşlık filan 
polis copu hapisane kapısı falan 
senin yolunu gözlüyor atom bombası falan 
hoş geldin bebek 
yaşama sırası sende 
senin yolunu gözlüyor sosyalizm komünizm filan.                                                                         10 Eylül 1961, Laypzig 


 Denizin üstünde ala bulut 
yüzünde gümüş gemi 
içinde sarı balık 
dibinde mavi yosun 
kıyıda bir çıplak adam 
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam, 
gemi mi yoksa, 
balık mı olsam, 
yosun mu yoksa?.. 
Ne o, ne o, ne o. 
Deniz olunmalı, oğlum, 
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.                                                                             15 Eylül 1958   Arhipo Osipovka 


Seni düşünmek güzel şey 
                                  ümitli şey 
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey. 
Fakat artık ümit yetmiyor bana, 
ben artık şarkı dinlemek değil 
                              şarkı söylemek istiyorum... 


Sevgilim, 
başlar önde, gözler alabildiğine açık, 
yanan şehirlerin kızıltısı, 
                            çiğnenen ekinler 
                            ve bitmez tükenmez ayak sesleri : 
                                                                                  gidiliyor. 
Ve insanlar katlediliyor : 
                                      ağaçlardan ve danalardan 
                                                                            daha rahat 
                                                                            daha kolay 
                                                                            daha çok.

Sevgilim, 
bu ayak sesleri, bu katliâmda 
hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu, 
fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden 
güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan 
gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman...

                                                                                    (İstanbul Hapisanesi)


Hasretini, yokluğunu, sensizliği 
bir ateş yanığı gibi öyle acıyla duydum ki yüreğimin etinde, 
gitgide çoğalarak 
           gitgide derinden işleyerek 
                      öyle dayanılmaz oldu ki bu 
                            seni boğabilirdim senden kurtulmak için 
                            çünkü seni o kadar seviyorum.                                                                                                    25-2-43


Baba! 
her yılbaşında 
    sana söyleyecek 
                        bir tek 
                              sözüm var : 
"Seni ne kadar çok seversem 
                               o kadar 
        çok olsun ömründen geçen yıllar..."

Baba! 
        Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım! 
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku 
                            başımı eğemez! 
Yalnız senin elini öpmek için 
                                      eğilir başım. 
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım...

                                                                        1/1/1932


Seviyorum seni ekmegi tuza banıp yer gibi 
geceleyin ateşler içinde uyanarak 
              ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi, 
ağır posta paketini,  neyin nesi belirsiz, 
              telâşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi, 
seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi. 
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık 
              içimde kımıldanan bir şeyler gibi, 
seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür!' der gibi.

                                                                                    27 Ağustos 1960 


Seni düşünürüm 
anamın kokusu gelir burnuma 
                     dünya güzeli anamın.

Binmişin atlıkarıncasına içimdeki bayramın 
fır dönersin eteklerinle saçların uçuşur 
bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü.

Sebebi ne 
              seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın 
sen böyle uzakken senin sesini duyup 
                            yerimden fırlamamın sebebi ne?

Diz çöküp bakarım ellerine 
ellerine dokunmak isterim 
dokunamam 
arkasındasın camın. 
Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm 
alacakaranlığımda oynadığım dramın.

                                                                                7 Ağustos 1959 
* * *

Gülüm, iki gözümün bebeği 
ölmekten korkmuyorum, 
ölmek arıma gidiyor, 
onuruma yediremiyorum ölmeği.                                                                                15 Ağustos 1959 


Aya gidilecek 
            daha da ötelere, 
teleskopların bile görmediği yere. 
Ama bizim dünyada ne zaman kimse aç 
                                                            kalmayacak, 
            korkmayacak kimse kimseden, 
            emretmeyecek kimse kimseye, 
            yermeyecek kimse kimseyi, 
umudunu çalmayacak kimse kimsenin?

İşte ben komünistim bu soruya karşılık 
                                                             verdiğim için. 
                                                                                26 Ağustos 1959 
* * *

Merih'e giden kosmos gemisinde turistler 
yeryüzüyce yazılmış şiirler okuyacak. 
Her sözü beste beste, renk renk, kat kat açarak 
        en sırlı çekirdeğe ulaşabilecekler.

                                                                                   Aralık 1959 


Ak bir karanfil gibi çatlayıp da çekirdek 
atom bahçelerine yürüyünce aydınlık, 
yalnız meraklıları değil, bütün insanlık 
        şiirin aynasında kendini seyredecek.

                                                                                    Aralık 1959 


Kırdılar tazecik yeşil dallarımızı 
Kırdılar kitap tutan ellerimizi 
Kanına girdiler çocuklarımızın.   1960, Nisan 


Laypzig'de bir yağmur yağıyor incecikten, 
yağıyoruz vitrinler, ağaçlar, insanlar, 
                            bir de otomobillerin hızı, 
                            bir de geçmiş zamanlar, 
                            bir de saman sarısı, 
                            bir de ben 
                yağıyoruz yağan yağmurla beraber incecikten.

                                                                                    18 Eylül 1960 


İnsanların türküleri kendilerinden güzel, 
                                kendilerinden umutlu, 
                                kendilerinden kederli, 
                daha uzun ömürlü kendilerinden. 
Sevdim insanlardan çok türkülerini. 
İnsansız yaşayabildim 
                 türküsüz hiçbir zaman. 
Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de.

Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin.

Bu dünyada yiyip içtiklerimin, 
                              gezip tozduklarımın, 
                              görüp işittiklerimin, 
                              dokunduklarımın, anladıklarımın 
                                      hiçbiri, hiçbiri, 
                beni bahtiyar etmedi türküler kadar...                                                                                    20 Eylül 1960 


günde kaç milyon insan ölür yeryüzünde 
                                      doğar kaç milyon 
kaçı yaşadım diyebilirdi 
        kaçı yaşadım diyebilecek 
kaçı günde üç öğün yemek yiyebilirdi 
                        kaçı yiyebilecek                                                                                   13 Ağustos 1961, gece 
* * *

Yaşım altmış 
on dokuzumdan beri bir düş görürüm 
yağmur çamur yaz kış 
uykuda uyanık 
takılmış düşümün peşine yürürüm. 
Neleri alıp götürmedi benden ayrılık; 
kilometrelerle umut, tonlarla keder, 
taradığım saçlar, sıktığım eller. 
Bir düşümle ayrılmadık. 
Avrupa'yı, Asya'yı, Afrika'yı düşümle dolaştım 
bir Amerikanlar vize vermediler 
denizlerden dağlardan çöllerden çok adamları sevdim 
                                                             adamlara şaştım. 
Mapusanelerde ışığıydı hürriyetimin 
ekmeğimin katığıydı sürgünde 
her biten akşamdaydı, her başlayan günde : 
ulu kurtuluş düşü memleketimin. 
                                                                                                            1962 


Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne 
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar 
oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında 
dünyayı çocuklara verelim 
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi 
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar 
dünyayı çocuklara verelim 
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı 
çocuklar dünyayı alacak elimizden 
ölümsüz ağaçlar dikecekler 
                                                    21 Mayıs 962, Moskova

http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%A2z%C4%B1m_Hikmet

Büyük Şair
sa
Büyükdü de niye 1938 de içeri atıp eserlerini yasakladılar içeri atanlar bugün niye bu kadar çığlık atıyorlar bir utançlarımı var yoksa neden bu ülke değilde rusya neden lenin in tabut bekçiliği yapıyor bu gurur duyulur bir duruşmudur bu vatana karşı duranlar başkaldıranlar çok önemli şahsiyet oluyorda vatanı sevenler tu kaka oluyor yuh artık, bizim balı yalama ve yalakalar çok büyük adam mandela ya nerede ne barışı sağladıysa Atatürk barış ödülü vermeyi kararlaştırıp adı geçen dangalak ülkemdeki uygulamaları bahane ederek ve aşağılayarak ödülü reddetmişti o dangalak adama ödülü layık görenler de pişkin pişkin sırıtmışlardı ve de boylarının ölçülerini almışlardı böylelerine taşıyamayacağı kadar ağır ödül verirsen hazımsız kalıp her türlü terbiyesizliği yapar şimdi de Lenin in tabutunu en iyi bekleyen ödülü için yarışma açılsın bakalım belki biri layık görülür
04 Haziran 2012 Pazartesi 12:00
ÖZEL HABER
Video Haber
Yazarlar
Nevzat AKATA
GünayDın
Abdullah AYDIN
Doç. Dr. Birol ERTAN
Mithat Baş
Adnan YILDIZ
Röportaj
Haftanın Haberi