Bakmadan geçmeyin! Ebru 11 yıldır kayıp
İstanbul Şişli'de 1997’de 8 yaşındayken kayboldu. O gün anne Feride GÖNÜL yaklaşan bayram için mahallelerinde bulunan bir mağazadan Ebru’ya bir pantolon aldı...

İstanbul Şişli'de 1997"de 8 yaşındayken kayboldu. O gün anne Feride GÖNÜL yaklaşan bayram için mahallelerinde bulunan bir mağazadan Ebru"ya bir pantolon aldı. Fakat küçük kız pantolonu denediğinde büyük olduğunu fark etti, değiştirmeye gitmek istedi.

Anne saate baktı, henüz 17.30"du, erkendi. “Git” dedi. Ebru gitti ama bir daha dönmedi. Küçük Ebru şimdi 19 yaşında.


 


Ebru'nun annesi Feride ŞENSOY GÖNÜL'den:

 13 NİSAN 1997 AYDINLIK OLAN GÜNLERİMİZİN KARANLIĞA GEÇTİĞİ GÜN,  

Günümüzde bulunan ekonomik kriz deprem bunlar bizi etkilemiyor. Biz bunlardan büyük felaketi 13 Nisan 1997 Yılında yaşadık. Ebrumu, Ebuşu mu kaybettim. Kaybetmedim daha doğrusu bir para gibi eşya gibi çaldılar onu benden. Geride kalan Annesi, Babası ne yapar nasıl dayanır diye kimse düşünmedi.

 Nisan ayının 13"ü yağmurlu, soğuk bir Pazar günüydü. Kurban bayramına bir hafta vardı yavruma mahalledeki tuhafiyeden pantolon aldım bedenide boyuda büyük geldi. Değiştirmek için izin istedi bende hevesi kırılmasın diye izin verdim. Anne ben 10 dakikaya gelirim diyerek evden çıktı. İzin verdim çünkü yakındı 100 m bir mesafede 8 yaşında okuluna tek gidip gelen bir çocuktu, çok akıllı cin gibiydi sanki otuz yaşını yaşamışta küçülmüş. Gidiş o gidiş on dakika geçti yirmi dakika geçti içime bir acı düştü öyle bir acı ki anlatmak mümkün değil hemen evden çıktım aramaya başladım babasına haber verdim komşulara sordum arıyorum deli gibi ne yaptığımı bilmiyorum.

 Tuhafiye ye gitmiş pantolonunu değişmiş, sokağın başına gelmiş arkadaşlarına göstermiş bir şey aldığımız zaman illaki birilerine gösterecek çevresi ile paylaşacaktı. Yavrumun kocaman sevincini minicik yüreğine sığdıramadı yok oldu kayboldu, sanki sigara dumanı gibi uçtu, sanki yer yarıldı yerin içine girdi. Akşamüzeri birde günlerden Pazar olduğu için fazla bir şey yapamadık. Mahalle karakoluna müracaat ettik, birde mahalle camisinden anons yapıldı. Gökyüzü o gece benimle bir oldu ağladı sabaha kadar.

Bir dakika durmadan yağdı yağmur. Ertesi gün savcılığa dilekçe verdik, bütün adli kurumlara başvurduk, Sakın kimse beni neden gönderdin diye yargılamasın ben yavrumun kötülüğünü ister miyim böyle olacağını bilsem bırakın dışarıya yollamayı odadan diğer odaya gitmeye izin vermezdim.

ALLAH kimsenin başına vermesin çok acı dokuz yıldır ne yaşadım bir ALLAH birde ben bilirim. Sanki dokuz saniye önce kaybolmuş gibi acısı hiç durmaksızın gün be gün artıyor. Çok büyük bir acı günlerce ağladım, ağlamaktan gözyaşlarım kurudu, aklım mantığım durdu. Beynim uyuştu. Bir anne olarak bunu söylemek dile getirmek çok acı ama ölmüş olsaydı bir mezarı olurdu. Mezarına gider Fatiha okur teselli bulurdum.

Ben umudumu hiç kaybetmedim bir gün yavrumun geleceğine yürekten inanıyorum. Annelik hislerim öyle söylüyor bana. Benim yavrum kaybolmadı kaçırıldı. Sekiz yaşındaki çocuk meşhur olmak için evden kaçmaz. Evlenmek vaadi ile kimse kandıramaz. Düşünüyorum neden kim yaptı. Böyle bir şey kolunu bacağını kırıp dilendiriyorlar mı? fuhuş sektörünün elinde mi? Uyuşturucu çetesinin elinde mi? Yoksa evlatlık mı verildi.  Keşke evlatlık olsa hiç olmazsa iyi şartlarda yaşar yıllar sonra bizi bulur.

Hani çocuklar geleceğimiz diyen insanlar var ya sadece konuşmada kalmasın bir icraatta bulunun, bir çözüm üretin. Ağlarsa anam ağlar diyenler duygularımızla oynamayın. Yavrum seni çok özledim Günlerce duvarda asılı olan resminle konuştum. Nerdesin yavrum sana kim yaptı bunu, kim ayırdı bizi, aç mısın? Açıkta mısın? Yavrum üşüyor musun ben bunları sana sordukça sen benimle konuşmuyorsun sadece gözlerin parlıyor. Uzanıp boynuma sarılıp anne ben buradayım demiyorsun, 12 yıl önce senden kalan küçülmüş çamaşırlarınla avundum.

Onları hiç yıkamadım kokusu gitmesin diye, onlara sarıldım onları öptüm kokularını ciğerlerime depoladım. Senden ayrı kalmak çok zor yavrum, her dakika boğazımı bir şeyler sıkıyor, ölecek gibi oluyorum. Ölmeyi çok istedim ama yaşamalıyım babanla kardeşlerin için yaşamalıyım.

Her şeyden önce seni bulabilmek için dua ediyorum, her gece acımı sevince döndür çektiğim acıların mükafatı olarak yavrumu bana ver diye, çok zor ayrılık acısı. ALLAH böyle acıyı kimseye vermesin, kimseyi evladı ile imtihan etmesin. Benim alın yazım kaderimmiş bu.

Yavrum sen dün küçük bir çocuktun şimdi 19 yaşında genç bir kız oldun. Sesimi duy yavrum, beni gör yavrum, bu acımız sona ersin yavrum. ALLAH bu canı bana verdiği sürece ömrümün sonuna kadar seni arayacağım ellerim tutmasa gözlerim görmese, ayaklarım yürümese de seni arayacağım, Seni koklayacağım…

YAVRUM   Seni Çok Seviyorum.                                                             Annen; Feride ŞENSOY GÖNÜL

 

YAVRUM

Yavrumun adı Ebru

Burnumda tüter kokusu

Çok özledim hasretim doğrusu

Bunu yapanda yokmu ALLAH korkusu

 

29 Nisan doğum günüydü

13 Nisan acı günüydü

Kuşlar, arılar yavrumu gördünüzmü?

Doğruyu söyleyin yavrum yaşıyormu öldümü?

 

Akan bulanık su durulur mu?

Ana yavrusunu ararken yorulur mu?

Kör kurşunla insan vurulur mu?

Benim derdime çare bulunur mu?

 

Ben yitirmedim birgün bile umudumu

Ölmek istemiyorum görmeden yavrumu

Vermek istiyorsanız bir anaya huzuru

Verin ne olur kınalı kuzumu

 

Hayalin gitmez gözümün önünden

Kahkaha sesi yükselmez oldu evimden

Ben bu acıyla ölüyorum derinden

Düşmez oldu resimlerin elimden.

Annen Feride ŞENSOY GÖNÜL

http://www.ordukentgazetesi.com/ sitesinden 20.10.2017 tarihinde yazdırılmıştır.