TÜRKİYE'Yİ KUŞATAN GÜÇLER-4 : RUSYA

Doç. Dr. Birol ERTAN

Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM) için kaleme almış olduğum dizi yazının ilk üç makalesinde, Fransa’nın, Almanya’nın ve İngiltere’nin Türkiye politikalarını belirleyen başlıca dinamikleri belirlemeye çalışmıştım. Bu makalede, Batı kampı dışında bir ülke olan ve yeniden küresel bir güç olma uğraşısı içinde bulunan Rusya Federasyonu ile Türkiyeilişkilerini ve Rusya Federasyonun Türkiye politikalarını inceleyeceğiz.

140 milyondan fazla nüfusu ve enerji kaynakları zengini 17 milyon kilometrekareyi aşan yüzölçümüyle stratejik bir coğrafyaya sahip olan Rusya Federasyonu, çift parlamentoya dayalı yarı Başkanlık sistemi (bazı kaynaklarda Başkanlık sistemi yazılsa da Başkan yanında ayrı bir Başbakanın bulunması, sistemi yarı başkanlık sistemine dönüştürmektedir) ile yönetilen bir ülkedir.Rusya Federasyonu, son dönemde enerji zengini coğrafyasının yardımıyla ekonomik açıdan güçlü bir ülke konumuna yükselmiştir. Rusya Federasyonu’nun ihracatından petrol ve doğalgaz olmak üzere enerji başta gelirken, ithalatında ise makine ve makine donanımları, tüketim malları, ilaç ve gıda ürünleri yer almaktadır. Rusya ithalatının yaklaşık %40’ını makine ve donanımları, yaklaşık %20’sini de tarım ve gıda sanayi ürünleri oluşturmaktadır. Türkiye ile tarım ürünleri ticareti, iki ülke ticaretini arttırmıştır.

Türkiye - Rusya Ekonomik İlişkileri :

En fazla dış ticaret açığı verdiğimiz ülke olan Rusya, dış ticaretinde ihracat fazlası veren sayılı ülkelerden birisidir. Rusya Federasyonu Merkez Bankası verilerine göre, Rusya’nın cari işlemler fazlası 2012 Ocak-Mart döneminde % 37 artarak 42 milyar Doları geçmiştir. Rusya’nın söz konusu dönemdeki ihracatı % 20 artışla 135 milyar dolara yaklaşmış, ithalatı ise % 12,6 artışla 73milyar Doları geçmiştir.

Türkiye ticaretinin 2012’nin ilk dört yılındaki grafiğine bakarsak, İhracat geçen yılın aynı dönemine göre % 12 oranında artışla 48 milyar doları aşmış, ithalat ise % 2,7 azalışla 75 milyar dolara yaklaşmıştır. Dış ticaret açığı 2012’nin ilk dört ayında % 20 oranında azalmış ve 27 milyar doların altına inmiştir. Peki, aynı dönemde Türk-Rus ticaret verileri ne durumdadır?2012’nin ilk dört ayında (Ocak-Nisan döneminde) Türkiye'nin 27 milyar dolara yaklaşan dış ticaret açığının % 22’sinden fazlası Rusya Federasyonu ile ticaretinden kaynaklanmıştır. 2012’nin ilk dört ayında Türkiye'nin Rusya’ya yaptığı ithalat, geçen yılın aynı dönemine göre % 10’a yakın artarak 8 milyar doları geçmiş; ihracat ise % 7.6 artışla 2 milyar doların üzerinde seyretmiştir. 2012’nin ilk dört ayında Rusya ile ticaretteki açık % 10 artarak 6 milyar doları aşmıştır.

Türkiye ve Rusya Federasyonu arasında gelişmeye açık bir ticaret hacmi bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda 100 milyar dolarlık bir ticaret hacmine ulaşma hedefi konulan Türk-Rus ticaretinin her yıl gelişmeye devam edeceği anlaşılıyor. Bu durum, küresel ekonomik krizden etkilenmeyip tersine krizin iki ülke ticaretini geliştireceği yorumları da yapılmaktadır.Beklenmeyen siyasi bir gelişme olmazsa, önümüzdeki dönemde Türk-Rus ticaretinin gelişmesi önünde pek engel görülmüyor.

Rus Dış Politikasının Analizi

Bin yıllık bir devlet geleneğine sahip olan Rus dış politikasında bazı ilkelerin ve önceliklerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Rusya; Asya coğrafyasında, Kafkasya enerji bölgelerinde, enerji gücüyle Avrupa kıtasında ve Çin ile yakınlaşmasıyla Uzak Doğu’da etkili bir güç olan Rusya Federasyonu, nükleer silah gücü ile küresel güçler ve özellikle ABD’nin politikalarını dengeleyen bir ülkedir. Rus dış politikasının analizini yapan Eren Tellal’a göre, Orta Asya-Hazar bölgesi dünyanın yeni enerji merkezi ve “yeni büyük oyun”un sahnesi haline dönüşmüştür (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/1425/16045.pdf). Bu bölgedeki en etkin güç olan Rusya Federasyonu, dış politikasını bu bölgedeki gelişmeleri yönlendirmek için etkin biçimde kullanmaktadır.

ABD’nin 11 Eylül sonrasında askeri üslerini Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan ve Özbekistan’a yayarak Gürcistan’daki askeri varlığıyla bölgede güç gösterisi yapması, Rusya Federasyonunuönlemler almaya itmiştir. Mayıs 2002’de Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Belarus ve Ermenistan’la Ortak Güvenlik Antlaşması Örgütü kurulmuştur (Buszynski, 2004: 161; Allison, 2004: 286). Ekim 2003’te Kırgızistan’da Kant askeri üssü açılmış, Tacikistan’da 2004’te açılan askeri üssün yanı sıra Nuray Uzay İzleme İstasyonu kurulmuş, Ocak 2004’te Kazakistan’daki Baykonur uzay üssü 2050’ye değin kiralanmıştır (Allison, 2004: 287-9). Güvenliğe ilişkin bu önlemlerin yanı sıra, Türkmenistan ve Özbekistan’la imzalanan doğal gaz anlaşmalarıyla bölgede denetimi sağlamaya çalışmıştır (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/1425/16045.pdf).

 

Bütün bunlar, Rusya’nın NATO’nun genişlemesinden ve özellikle Rusya’ya komşu ülkelerin NATO’ya alınması çabalarından duyduğu kaygıyla birleşince, Rusya’nın güvenlik endişeleriniarttırmaktadır. Elbette bu korku, Rusya’nın Çin, Hindistan ve Almanya ile ilişkilerini genişleterek yeni bir dünya kampı yaratılmasına zemin hazırlamaktadır. BRICS adıyla bilinen Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu ekonomik birlik yanında, Şangay İşbirliği Örgütü kurulması da bu doğrultuda değerlendirilmelidir.

Son dönem Rus dış politikasını analiz ederken, Rusya’nın Çin, Hindistan ve Almanya ile yakınlaşma çabalarını göz ardı etmemek gerekir. Rusya’nın Almanya ile enerji işbirliği ve Çin’e Sibirya üzerinden doğalgaz satmak için anlaşma imzalaması, BRICS işbirliği, Şangay İşbirliği örgütü ve Hindistan’ı Batı kampından ayırmaya dönük girişimleri, Rus dış politikasında öncelikler olarak ortaya çıkmaktadır.

Elbette ki, Rus dış politikasında öncelikler; enerji bölgelerinin kontrolü yanında Karadeniz’in Rus denizi olarak korunması, kuşatmadan kurtulmak için Akdeniz’e iniş yollarının aranması ve Çin ile işbirliği ile Uzak Doğu’daki kuşatmanın yarılması öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda, NATO’nun sadık bir komşusu olarak Türkiye, Rus dış politikasında öncelikleri arasında yer almaktadır.

 

 

Rusya Federasyonu’nun Türkiye Politikası

Rusya Federasyonu’nun dış politikasının SSCB döneminden ve daha da geriye giderek Çarlık dönemi politikalarından bağımsız ele alınması doğru olmaz. Rus dış politikasında komşu ülkelere yönelik tahakküm siyasetinin altını çizmek gerekir. Gürcistan’a yönelik politikasında askeri güce başvurulması, bu paranoyak ve tahakküm siyasetine dayalı dış politika anlayışı rol oynamıştır.

Rusya’nın Türkiye’ye bakışı, ABD ve NATO’ya bağımlı bir görüntü veren Türkiye’nin yakından izlenmesi ve önlemlerin zamanında alınması ilkesine dayanmaktadır. Özellikle Füze Savunma sistemi ile kuşatma altına almak istendiğini düşünene Rusya Federasyonu, buna karşı Suriye ve İran ile ilişkilerine öncelik vermeye başlamıştır. Suriye krizinde Rusya’nın devreye girmesinide bu çerçevede düşünmek gerekir.

ABD’nin Rusya ile Soğuk Savaş yaşamaya devam ettiğini görüyoruz. Bunun en önemli nedeni, Karadeniz’de Amerikan varlığının önlenmesine yöneliktir. Bu çerçevede Rusya, Türkiye ile yakın ilişkiler geliştirmeye başlamış ve ABD’nin Karadeniz’e açılma projesinde yer alan Gürcistan’a yönelik sert önlemler almıştır. Bu doğrultuda, Türkiye’nin ABD’nin Karadeniz’e açılmasına olanak vermesi, Türk-Rus ilişkilerini gerginleştirecek bir noktadır.

Çeçenistan, Kafkasya ve Gürcistan’da ABD destekli tehditlere karşı Türkiye’nin oynadığı rolü dikkatle izleyen Rusya, bu konuda Türkiye ile yakın ilişkiler kurmaya çalışmakta, bu bölgelerdeki tehditlerin Türkiye desteğiyle artmasından kaygı duymaktadır. Ayrıca, Kafkasya ve bölgedeki Türk kökenli cumhuriyetlerde Arap Baharı benzeri bir hareketlenme başlamasının da Rusya’yı endişelendiren diğer bir gelişme olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenlerle, ABD’nin bölgeyi istikrarsızlaştırma politikasında Türkiye’yi kullanması, Türk-Rus ilişkilerine zararlar verecektir.

Rusya’nın kendisini kuşatmaya çalışan güçlere karşı Türkiye’yi bir hareket noktası olarak gördüğü biliniyor. Akdeniz’e inerek kuşatmayı yarmaya büyük önem veren Rusya, Suriye’deki Tartusdeniz üssünde uzun dönemli yerleşme planına karşı Suriye kozunu kaybetme tehlikesiyle karşılaşınca, Türkiye üzerinden Akdeniz’e açılmanın yollarını aramaya büyük önem verecektir. Bu nedenle, Rusya-Türkiye ilişkileri, Karadeniz’in iki ülke tarafından denetimi ve Akdeniz’e inme planları kapsamında gelgitler yaşamaya devam edecektir.

Rusya’nın Türkiye ile ilişkileri, Türkiye’nin NATO, ABD ve Batı kampı ile ilişkileriyle doğrudan bağlantılıdır. Karadeniz’in bir Türk-Rus deniz haline getirilmesi ve başka güçlerin Karadeniz’de etkili olmasını engellemek için Türkiye ile işbirliğine yakın olan Rusya Federasyonu; Türkiye’nin ABD merkezli Orta Doğu politikaları, füze savunma sistemi ve Suriye politikasından büyük rahatsızlık duymaktadır. Bu nedenle, iki ülke ilişkileri, her an yakınlaşabilir ve her an gerileyebilir noktadadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Gerek Türkiye’nin enerji gereksinimine karşı Rusya Federasyonu’nun zengin enerji kaynaklarına sahip olması, gerek Türk kökenli Cumhuriyetler ile Rusya’nın yakın ilişkileri, gerekse de Karadeniz’e komşu iki ülke olarak bu kapalı denizin kontrolünü başka ülkelere kaptırmama çabaları, Türkiye ve Rusya Federasyonu ilişkilerini güçlendirmeye dönük önemli unsurlardır. Bunların yanına, iki ülkenin ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması hedefi ve bunun mümkün olmasını da eklemek gerekir.

Diğer yandan, Türkiye’nin NATO üyesi bir ülke olarak ABD’nin Orta Doğu’da ve özellikle Suriye ve İran’a yönelik planlarında Rus ulusal çıkarları karşısında tavır takınması, iki ülke ilişkilerindeki gerginlikleri arttırmaktadır.

Türkiye, başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleri ve Batı kampının Rusya ile iyi ilişkiler kurmasında bir köprü görevi görebilir. Bu iyi ilişkiler, Türkiye açısından ekonomik ve siyasal açıdan büyük kazanımlar getirecektir. İki ülke ilişkilerinin gerginleşmesi ise gerek bölgede ve gerekse de iki ülkede istikrarsızlık yaratacak gelişmelere kapı aralayacaktır.

Sonuç olarak, NATO üyesi olan ABD müttefiki güçlü bir Türkiye’nin kendisini kuşatma altına aldığını düşünen Rusya, Türkiye konusunda gerek dışarıda ve gerekse de Türkiye içinde boş durmayacaktır. Türk dış politikası bağımsızlaştıkça Rusya ile ilişkiler gelişecek, Türk dış politikası küresel güçlerin çerçevesinde geliştikçe ise iki ülke ilişkileri sorunlar yaşamaya devam edecektir. Gürcistan, Çeçenistan, Türk kökenli Cumhuriyetler, Karadeniz’in kontrolü, Akdeniz’e inme çabaları, Kafkasya ve Türk kökenli cumhuriyetlerde demokratikleşme hareketleri; Türk-Rus ilişkilerine biçim verecektir.

Bölgemizde güçlü bir ülke olan Rusya ile iyi ilişkiler geliştirmenin yolu, Rusya’nın yukarıda sıraladığımız konulardaki korkularını ve endişelerini giderecek biçimde yakın ilişkiler içinde olmaktır. Bugünkü dış politikamız ise bunun tersini yapmaya devam etmektedir.