1950 LERİN ORDU ŞEHRİ

Şair Ali Öztürk

1950 LERİN ORDU ŞEHRİ

            Geçtiğimiz günlerde,gazetemizdeki bir arkadaşımızın, 1960 ların Ordu"sunu anlatan yazısı beni çok etkiledi. Bu nedenle ben de bugün sizlere 1950 lerin Ordu"sunu  anlatmaya çalışacağım.

 

                    

            Yukarıdaki fotoğrafa dikkatlice bakınız. Bugün yaşı altmış ve üzerinde olanlar için çok anlamlı bir fotoğraf. Aziye Mahallesinden Düz Mahalle ile Elmalık Şarkiye mahallelerini gösteren  bir tablo. O günlerin yeşilliğini bugün hayal etmek bile  acaba mümkün mü?.          Fotoğraf, ya Temel Uzlu, ya    Mehmet Balkan ya da Kemal Aksoy  tarafından  çekilmiştir. Çünkü o zamanlar, onlardan başka bu tarz fotoğraf çeken kimse yoktu yoktu.

            Resimci Derviş Dayı ise, dükkanını önünde o zamana ait makine ile şipşak olarak , daha ziyade vesikalık resimler çekerdi.

            Resmin sol yanında görülen şimdiki 19 Eylül İlkokulu, o zaman , Güzelordu İlkokulu idi. Biz, ta Elmalık Mahallesinden, ellerimizde tahtadan çantalarımızla  bu okula gelirdik.       Başöğretmenimiz Kemal Top"tu. Rahmetli çok disiplinli ve mesleğini seven bir öğretmen ve yöneticiydi. Okulumuzun alt koridorunda piyano, bahçesinde ise tavşanlar vardı.           Bugün tiyatro binası olan tarihi kilise ise, elektrik fabrikasıydı. Her gün tam saat 12 de buradan şehrin her yerinden duyulan düdük öterdi.

             Bugünkü Güzelordu İlkokulunun yerinde ise Erkek Sanat Enstitüsü vardı.  Erkek Sanat Enstitüsünde Beden Eğitimi Öğretmeni olan Fevzi beyin öğrencileri , 19 Gençlik ve Spor Bayramında yaptıkları gösterilerle ;bilhassa da ateş çemberinden içinden atlayarak geçişleri ile seyredenlerin takdirini toplarlardı.

            Sanat Enstitüsü bizim mahallede olduğundan, orada okuyan ağabeylerimizi hala,  bugünkü gibi hatırlamaktayım.

            Kovboy Aydın, Dansöz Aydın, Katırcıoğlu Yusuf, Erol Ataşan, Ciğer Mehmet, Yıldır Kefeli, Kenan Poyraz onlardan bazılarıydı.

            Şehrin en son çıkış yeri olan, eski Giresun yolu ile Ulubey yolunun ayrıldığı yerdeki Demokrat Celal"ın evinin önünde bir binek taşı vardı. Çarşıdan köyüne gidenler burada atına binip yoluna devam ederlerdi.

            Köyden çarşıya geliş gidişler çoğunlukla atla olduğu için, çarşıda atların bağlandığı hanlar vardı. Yürürlerin,Hacı Kazımın, Nalbant Murat"ın hanlarında, ayrıca atlara nal yapılır ve çakılırdı..  Nalbantlardan başka usta semerciler de, atlar için semer yaparlardı.

            Şehirde iki sinema vardı. Biri Muammer Çakmak"la Hasan Çebi"nin(Dursunoğlu) ortak olduğu Zafer Sineması., diğeri Bican Orhun"un  Fidangördeki Millet Sinemasıydı.         Sinemacı Bican "ın fidangördeki  evinin bahçesinde tavuk kümesi vardı. Biz sinemaya girebilmek için çitenden aldığımız bir veya iki koçan mısırla, buradaki tavukları yemleyince, Bican dayının talimatıyla kapıda bilet kesen  Aslan dayı bizi sinemaya alırdı.

            Bugünkü gibi çok kanallı Tv ler olmadığından halkın tek eğlencesi sinemalardı. Bazen de Anadolu turnesine çıkan ünlü sanatçılar sinemalarda konser verirlerdi.Sinema salonlarının en arka bölümünde ise aileler için tahsis edilmiş localar bulunurdu.

            O günlerin en güzel filmlerini bu sinemalarda seyrederdik. Ancak.biz çocukların, en çok rağbet ettiği filmler; vurdulu kırdılı kovboy, korsan ve Tarzan filmleriydi. "Esas oğlana" “uşak” derdik.Yerli filmlerde ise, dramatik konulu köy filmleri revaçtaydı. “Yedi Köyün Zeynebi” “Beyaz Mendil” gibi filmlerle, evladına zulmeden üvey anaları konu eden filmleri  seyreden kadınlar gözyaşlarını tutamazdı. Bir de müzikal Hint filmleri, halk tarafından sevilerek izlenirdi Bilhassa , Raj Koopar"ın “ Avare” filmi çok tutulmuştu.

             Yüksek köylerden gelen bazı kişiler ise, filmlerde Türk Bayrağını gördüklerinde coşarak, ayağa kalkıp alkış tutarlardı.

            Filmlerin afişleri bir tahtaya yapıştırılıp  şehrin bir  yerinde teşhir edilir, ayrıca Kepelek Mustafa da; sinemaya beleş girme karşılığı yanına aldığı iki çocuğa afiş tahtalarını taşıtarak, sokak başlarında, önce elindeki zili sallayıp peşinden, filmin çığırtkanlığını yapardı. Bir defasında, başrollerini Amerikalı ünlü aktör William Holden oynadığı “Anahtar” adlı filmi, yanlışlıkla “ Kilit” diye anons etmişti. Sinemalarda perde aralarında ise; gelecek filmlerin anonsu, Fazlı Ünal tarafından gayet düzgün ve kibar bir  şekilde yapılırdı.

            Gece suaresinde korku filmleri seyredenlerin, bazıları filmden çok etkilenip, karanlık sokaklardan evlerine giderken ürperti duyarlardı.

            Köylerin hiç birinde,şehrin ise bazı kesimlerinde elektrik yoktu. Geceleri duvara asılı  idare lambaları ile evler aydınlatılırdı. Tüp gazlı ocakların yerine, pompalı gaz ocakları  kullanılırdı.

           Evlerin çoğunda su tesisatı da yoktu. Herkes suyu, mahalle çeşmesinden, bakır güğüm ve kovalarla eve taşırdı. Bazen çeşme başlarında kadınlar arasında, keşik yüzünden çekiş olur; güğümler,ve kovalar savrulurdu.

            Yemekler ise ,bütün aile fertleri ile birlikte yer sofralarında aynı kapdan  yenirdi.

            Konfeksiyon giyim olmadığından konfeksiyon mağazaları yoktu. Onun yerine, müstamel elbise satan sergi ve dükkanları vardı. Bu dükkan ve sergilerin sahiplerinin çoğu Alucralılardı.

            Herkes elbisesini diktirerek giydiğinden, manifatura dükkanları çoğunluktaydı. Şehrin en ünlü zücaciye ve manifatura mağazaları; Hakiler, Nezirler, Eminler ve Odacılar denilen mağazalardı. Odacılar mağazasında satılan oyuncak taş  bebeğin güzelliğine herkes hayrandı. Bu yüzden, aileler çocuklarını severken, “odacıların taş bebeği” diye iltifatta bulunurlardı.

            Eskiyen ve giyilmek istenmeyen erkek ceket pantolonlarını, Demir aga toplamak için,koluna taktığı yayvan bir sepete doldurduğu porselen tabaklarla  ev ev gezer, aldığı eski elbiselere karşılık bu tabaklardan verirdi.

            Yerel gazeteler, çocuklar tarafından, önemli haber neyse “ yazıyorrr” denilerek satılırdı.Tarık Özsoy"un "Haber Gazetesi" ile Ali Rıza Gürsoy"un " Gürses Gazetesi "  o zamanın belli yerel gazeteleriydi. Bir de Temel Uzlu"ya gelen "Tilki" diye bir gazete vardı.

            O günlerde çok katlı apartmanlar yoktu. Her evin önünde avlusu ve bahçesi vardı. Avlularda daha ziyade pancar, çangal fasulyesi ve mısı yetiştirilir ; bahçelerde ise mandalina, taflan,dut,erik gibi meyve ağaçları bulunurdu.Çokları,süt ve yoğurt ihtiyaçlarını gidermek için, evlerinin altındaki veya bahçesindeki ahırlarda inek,çamış bulundurur;bunları yakın fındık bahçelerinde veya otlak olan yerlerde yayarlardı Kümesleri olanlar yumurta ihtiyacını burada besledikleri tavuklardan giderirlerdi . Ayrıca kimsenin mülkiyetinde  olmayan yerlerde de hayrat dut ağaçları vardı. Cadde kenarlarındaki akasyalar ise yaz aylarında gölge yaparak etrafı serinletirdi.

            Yine o günlerde, bu günkü gibi  fabrikasyon oyuncaklar  yoktu. Çocuklar; mile, uçurtma, çelik-çomak ve fırıldak gibi oyuncakları kendileri yapardı. Yahut da Oyuncakçı Mustafa Dayının yaptığı oyuncaklardan alırlardı. Hele onun yaptığı oyuncak fareleri, kediler bile gerçek sanıp saldırırdı. Çocukların en çok okuduğu ; Teksas, Tommiks,Pekosbill gibi Amerikan Kültür Emperyalizminin ürünü çizgi romanlara ait dergilerdi.

            Birkaç zengin kişinin özel arabası vardı. Çocuklarda da bir kaç zengin aile çocuğunun bisikleti olurdu. Diğer çocuklar, daha çok Millet Düzünde dakikalık olarak kiraya verilen bisikletlere binerlerdi.

            Millet Düzü ise bir gösteri alanıydı. Cambazlar telde yürür,çeşitli akrobatik  hareketler ve zincir kırma gösterileri yapar, karşılığında seyredenlerden para toplarlardı. Zaman zaman da portatif dar bir silindir alanın ahşaptan duvarlarında hızla dönen motosiklet gösterileri olurdu.Fındık sezonunda ise buraya, daha çok dansözlerden oluşan tiyatrolara ve halkacılara ait çadırlar kurulurdu .

            Milli Piyangodan başka çekiliş ve şans oyunu yoktu. Onların yerine, haşlanmış yumurta tokuşturmaları yapılır, halkacılarda Kulüp ve Yeni Harman sigaraları kazanmak için halka atılır veya  fırıldak çevrilirdi.

            O zamanlar naylon poşetler olmadığından balıkçılar, sattıkları balıkları ipe dizip verirlerdi. Dar gelirli kişilerin bile ellerinde parçalanmış kalkan balığı ile evlerine gittikleri görülürdü.

            Hamsi motorları iskeleye yanaşır, buradan hamsileri, halkın getirdiği ilistir, bakraç ve gıdık denen sepetlere koyarak satarlardı. Ayrıca bir tellal tarafından, iskeleye hamsi geldiği ve kaç kuruştan satıldığı şehre duyurulurdu.Ancak, tellal kasaplar sokağın başında duyuru yaptıktan sonra, kasaplara gıcık vermek için “kasaplar sabun yesin” diyerek sözünü bitirirdi. 

            Siyasette iki ana parti vardı . Biri iktidardaki Demokrat Parti; diğeri, muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi. Şehrin eşrafı genelde Halk Partililerdi. Halk kesimi ise çoğunlukla Demokrat Parti  sempatizanıydı. Demokrat Celal, Hasan Günday,  Topal Salim , Muhtar Ethem, Sarı Ömer, Dursun Sağesen Arzuhalcı Dursun Ali Özbay ,Ali. ve Mehmet Güreşçi kardeşlerle Çorçil Vasfi Demokrat Partinin en ateşli savunucularıydılar.

            O yıllarda İstanbul, Ankara ve İzmir"in dışında hiçbir şehirde  profesyonel futbol takımı yoktu. Ordu"da da ;İdmanyurdu, Ocak Kulübü, Karadenizgücü, Kirazlimanı, Ordugücü,19 Eylül gibi amatör takımlar vardı. Ocak Kulübü ile İdmanyurdu  50 li yıllarda şampiyonluk mücadelesi veren iki rakip takımdı. Birbiriyle oynadıklar maçlar,derby niteliğindeydi.   Futbolda da yine  şehrin eşrafı genelde, İdmanyurduna; Halk ise Ocak Kulübüne sempati duyardı. Ocak Kulübünün Başkanlığını bir dönem Kemal Köksal, bir dönem de Baba İbraham(İbrahim Alper) yapmıştı. Baba İbraham daha sonraki yıllarda Ordugücüne başkanlık yaptı. İdmanyurdu ise Kara Ali"nin takımıydı. Ocak kulübünün taraftarları her maçta Kara Ali"yi kızdırmak için çeşitli manileri tempolu bir şekilde söylerlerdi Bilhassa Kürt Hikmet "in  ( Ailesi Selanik mübadilidir.Ancak, esmer olduğundan kendisine bu lakap verilmiştir.)yaptırdığı:

            Olacak İdman olacak

            Goller sana olacak

            Çok böbürlenme Kara Ali

            Ocak da şampiyon olacak

şeklindeki tezahürat   Kara Ali"yi ifrit ederdi.

            Türkiye Amatör Futbol Şampiyonluğu için grup maçları yapılır. Aynı gruptaki Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize illerinin şampiyonları, grup birinciliği için mücadele ederlerdi. Ordu,Giresun ve Rize illerinin şampiyon takımlarının arasındaki maçlar denk geçerdi. Trabzon İdmanocağı veya İdmangücü takımları ise her yıl grup birincisi olurdu. Bu takımlar birkaç kere de Türkiye Amatör Futbol Şampiyonluğunu  kazanmışlardır.

            Resmi maçlar dışında yakın il ve ilçelerin takımlarıyla da özel maçlar yapılırdı.  Özel olmasına rağmen, bu maçlar da çok çekişmeli olurdu. Yaz aylarında, İstanbul"un ünlü takımlarının bile maç yapmak için geldiği olmuştur.

            O zamanlar şimdiki halı ve bakımlı sahalar olmadığından, mahalle ve sınıf maçları, okul düzünde veya stadyumun kale arkasındaki bölümünde, iki yana konulan taşların arası kale sayılarak yapılırdı. Bu maçların belli bir süresi yoktu. 3 golde haftayım olur ; 6 golde de maç tamamlanırdı.

            Maç yapan çocukların spor malzemesi falan da yoktu.Çoğu kez yalınayak ve kendi iç don ve fanilalarıyla  oynarlardı.

            Stadyumda zaman zaman yağlı güreşler olur, bu güreşlere Kırkpınar"da başa güreşmiş pek çok ünlü pehlivan katılırdı. Çolak İsmail, İbrahim Karabacak, İstanbullu Koca Sabri, Bandırmalı Hasan Acar(Sabri Acar"ın babası) Ordulu Mustafa (Jandarma) bunlardan bazılarıydı. Güreşler büyük bir heyecanla seyredilirken, Güreşleri organize eden Bilal Kalay da, kilot pantolon ve körüklü çizmesi haşmetli gövdesiyle baş köşede, Kırkpınar Ağası gibi otururdu. Güreşlerden sonra pehlivanlar, masraflarını çıkarmak amacıyla, kağıda basılı madalyalı resimlerini dağıtıp para toplarlardı.

            Yine o zamanlar hiç bir köyde ortaokul yoktu. İlkokulu bitirip de ortaokul  ve sanat okuluna yazılanlar, şehirde, varsa yakın bir akrabasının yanında yahut da  bir oda kiralar orada kalırlardı. Bizim mahallede tuğladan 20 odalı bir ev vardı. Her odası bir öğrenciye kiralandığından her penceresinden bir soba borusu çıkardı. Bu eve "Hilton" adını yakıştırmışlardı(!)

            Pazar günü öğleden sonra, köy yollarında, ellerinde yoğurt bakracı ve yiyecek bohçası  ,başlarında yeşil veya sarı şeritli okul  şapkaları, ayaklarında   lastik ayakkabıları ile şehre doğru yürüyen ortaokul ve sanat okulu öğrencilerine rastlardınız.

            Şimdi onların çoğu, önemli makamlarda veya iş sahibi.Bilmem ki o günleri anımsayıp bu günün yardıma muhtaç öğrencilerini düşünürler mi ki ?

            Fındık fabrikalarından evlere yakacak kabuk, deniz kenarından inşaatlara kum veya bugünkü kamyonetlerin taşıyacağı  kadar olan yükler, at arabaları ile taşınırdı.At arabaların durakları şimdiki belediye binasının, büyük iskele tarafındaki  alandı. Yan tarafında ise cip durağı bulunurdu.

            Yine o zamanlar  coca cola, pepsi kola gibi içecekler yoktu , Onların yerine elde yapılan limonata,şıra ve vişne suyu gibi içecekler bardağa doldurularak müşterilere verilirdi. Bilhassa helvacı Vardar"ların şırası çok meşhurdu,

            Sigaraların hepsi filtresizdi. En çok tüketilen sigaralar; Köylü, Bafra, Gelincik, Yenice ve Yeniharman sigaralarıydı.Köylü sigarasını köylüler, Yeniharmanı zenginler kullanırdı. Ortaokul lise öğrencileri ise, bakkaldan dal işi aldık Birinci sigarasını kuytu yerlerde gizlice tüttürürlerdi.

            Aradan geçen yarım asırlık zaman da, o sigaraların dumanı gibi kaybolup gitti. Gelişen teknoloji ve bilim paralelinde günlük ve sağlıklı yaşam bir hayli kolaylaştı. Bu doğrultuda da bizlere çok şeyler kazandırdı. Peki ya kaybettirdikleri ? Bunun yanıtını vermek için yukarıdaki fotoğrafa  dikkatlice bakarak  şehrimizin doğal değişimini sorgulamanız yetecektir.